Argüden Yönetişim Akademisi Vakfı
English

BASIN ODASI

Kamuda Karar Kalitesi Geriledi

Kamuda karar kalitesi geriledi

Kamunun karar kalitesi… Ne demek? Diyelim ki bir baraj yapılacak. Önce paydaş katılımı, bu kararın çevreye, ekonomiye, topluma yapacağı etkinin analizi, uygulamadan sonra da değerlendirme analizi ile mi başlamak gerekir?

Yoksa bütün bunları yapmadan ağaçları keserek başlamak mı? Türkiye’da kamu uzun süredir ikinci yolu seçerek iş yapıyor. Yani kamuda karar alma süreçleri başarılı mı değil mi konusunu belirleyen üç kritere uyulmadan kararlar alınıyor, uygulanıyor, yanlış çıkarsa sonra vazgeçiliyor, yeniden yapılıyor.


Kararın yanlış olması demek ise vatandaşın mutsuz olması demek. Durumun böyle olduğunu açıkça ortaya koyan bir rapor açıklandı geçen hafta…

OECD Düzenleyici Politikalar Bölüm Başkanı ve Argüden Yönetişim Akademisi Danışma Kurulu üyesi Nick Malyshev ve Argüden Yönetişim Akademisi Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı   Dr. Yılmaz Argüden, üç yılda bir yapılan “Kamuda Karar Alma Süreçlerinin Değerlendirilmesi” raporunu açıkladı.

Rapor üye ülkelerin kamu otoritelerine gönderilen anketteki soru setine gelen cevaplara göre hazırlanıyor. Raporda 2015’te toplam ülke sayısı 34 iken, 2018’de 38 ülke rapora dahil olmuş.

Rapor sonuçları Argüden ve Malyshev tarafından “iyileştirme yapmak için çok fırsat var” şeklinde olumlu yorumla açıklandı. Ama ne yazık ki sonuçlar hiç iç açıcı değil.

Verilen bilgiye göre, karar alma sürecine paydaşların katılımı konusunda 2015’te 34 ülke arasında 16’ncı sırada olan Türkiye, 2018’de 38 ülke arasında 32’nci sıraya gerilemiş. Düzenleme öncesi etki analizinde 2015’te 29’uncu sıradayken 2018’de 33’üncü sıraya, uygulama sonrası değerlendirmede de 2015 yılında 33’üncüyken, 2018’de 35’inci sıraya gerilemişiz. Yani karar alma süreçlerinin kalitesinde Türkiye geriye gitmiş.

Argüden, düzenlemeler yapılırken ön şartlardan birinin katılımcı demokrasisi olduğunu anlatırken, iyi yönetişime sahip olmanın getirisinden birinin ise yüksek kredi notu ve düşük finansman maliyeti olduğunu ekliyor.

Yanlış karar hem kaynak hem güven israfı demek. Oysa Türkiye gibi kaynakları kısıtlı bir ülkenin her kararını iş bittikten sonra değil, adım atmadan önce enine boyuna tartışması, adil ve şeffaf karar alması, gerekmez mi?

 

21 Ocak 2020

Diger Haberler